Bir şehri şehir yapan şey, yalnız sokakları ve insanları değildir. Asıl belirleyici olan, o şehirde bilginin nasıl dolaştığıdır. Ankara, tarih boyunca bilginin gürültüyle değil, sessizlikle taşındığı şehirlerden biri olmuştur. Burada ilim, vitrine çıkmaz; ama kaybolmaz da. Şehir, bilgiyi saklamayı bilir.
Ankara’nın kültür hayatı, hiçbir zaman büyük merkezlerin parıltısıyla yarışmamıştır. Ne görkemli medreselerle öne çıkmış ne de gösterişli ilim halkalarıyla ün salmıştır. Ama bu, Ankara’da ilmin zayıf olduğu anlamına gelmez. Tam tersine… Ankara’da ilim, derinlere işlemiştir. Göze sokulmadığı için kalıcı olmuştur.
Bu şehirde öğrenmek, çoğu zaman bir iddia meselesi değildir. İnsanlar bilgiyle kendilerini parlatmaz; hayatlarını düzenler. Ankara’nın ilim anlayışı, süs değil ölçü üretir. Bilgi, burada insanı yukarıdan konuşturmaz; yere bastırır. Bu yüzden Ankara’nın kültür iklimi, ağır ama sağlamdır.
Eğitim, Ankara’da yalnızca kurumlarla sınırlı bir faaliyet olmamıştır. Medrese, tekke, vakıf ve mahalle… Hepsi bilginin farklı yüzlerini taşımıştır. Bilgi, bir sınıfa hapsedilmemiştir. Hayatın içine karışmıştır. Bu karışma, bilgiyi sıradanlaştırmamış; insanileştirmiştir.
Vakıf geleneği, bu sürecin omurgasını oluşturur. Ankara’da vakıf, yalnızca bir hayır mekanizması değildir. Vakıf, bilginin ve kültürün taşıyıcısıdır. Bir medreseyi ayakta tutar, bir öğrenciyi korur, bir ilim halkasını besler. Vakıf sayesinde bilgi, yalnız bugünün değil, yarının da meselesi hâline gelir.
Bu yüzden Ankara’da kültür, kesintiye uğramaz. Sarsılır belki, yavaşlar belki; ama kopmaz. Şehir, bilgiyi bir kuşaktan diğerine sessizce aktarır. Bu aktarım, büyük kırılmalarla değil; alışkanlıklarla gerçekleşir. İnsanlar farkında olmadan bir kültürün içinde büyür.
Ankara’nın ilim hayatında dikkat çeken bir diğer özellik, ölçüdür. Bilgi, burada mutlak bir otoriteye dönüşmez. Her bilen konuşmaz, her konuşan dinlenmez. Dinlenmek için bilgi kadar hikmet de gerekir. Hikmet, Ankara’da bilginin doğal süzgecidir. Bu süzgeç, şehrin kültürel dengesini korur.
Bu denge, Ankara’yı uçlardan uzak tutmuştur. Ne kör bir muhafazakârlık ne de savrulan bir yenilikçilik… Şehir, iki uç arasında ağır ağır ilerler. Kültür de bu ilerleyişe ayak uydurur. Ankara’da kültür, devrim yapmaz; yerleşir.
Ankara’nın ilim ve kültür hayatını anlamak için büyük isimlerin peşine düşmek yeterli değildir. Asıl hikâye, isimsiz insanların taşıdığı bu sessiz mirastadır. Bir vakıf görevlisinin titizliğinde, bir hocanın suskunluğunda, bir öğrencinin sabrında…
Ankara’nın kültürü, işte bu sessiz süreklilikte yaşar.